Reklam
Avrupa Türk Gazetesi

Soykırımlar-uzmanı Yürükel 25’inci yılında Karabağ Türk soykırımını ifşa etti

Avrupalı Türk bilim adamı Sefa Yürükel, Azerbaycan’a ait Karabağ’ın Ermenistan tarafından işgalinin 25’inci yılında önemli tespitlerde bulundu.

Norveç’in başkenti Oslo’da yaptığı İskandinavya Türkî Dil ve Komşu Ülkeleri Araştırma Enstitüsü Direktörlüğü’yle öne çıkan etnograf ve sosyal antropolog Sefa Yürükel esas ihtisası olan bu alandaki çalışmaları yanı sıra soykırım ve terörizm araştırmacısı olarak aynı zamanda Lahey’de kurulan Türklere Soykırımları Araştırma Vakfı Başkanlığı görevini de yürütmektedir.

Sefa Yürükel, ‘Hocalı soykırımı’ olarak ta bilinen Karabağ’ın Ermenistan tarafından işgalinin 25’inci yılı nedeniyle AVRUPA TÜRK GAZETESİ’ne değerlendirmelerde bulunarak şu görüşleri dile getirdi:

“Sadece Azerbaycan için değil, bütün bölge içinde konumu itibari ile Azerbaycan’ın ayrılmaz parçası olan stratejik önemi çok büyük olan Karabağ, tarihte olduğu gibi bugün de tüm stratejik özellikleriyle bu konumunu sürdürmektedir. Sovyetler Birliği’nin dağılması sırasında, 1992 yılında Azerbaycan’ın milli sınırlarını geçen Ermeni ordusu, daha önce Garadağlı, Meşheli ve Baganis-Ayrım’da Türkler ilk defa soykırım ve etnik temizliğe tabi tutuldular. Ermeniler ilk önce 12 Subat 1992’de Malibeyli ve Kuşcular köylerinde 50 Türkü soykırıma uğrattıktan sonra 25-26 Şubat gecesinde büyük ölçüde iyi eğitim görmüş, Ermeni subaylar ve askerlerden oluşan Karabağ’daki 366’cı elit Rus Alayı ile birleşerek, Azerbaycan’ın dörtte bir toprağını soykırım yaparak işgal etti.

Ermeni kuvvetleri, Türkleri Karabağ ve diğer işgal ettikleri Azerbaycan topraklarından BM 1948 Soykırım sözleşmesindeki, neden, eylem ve sonuç ilişkisinde de tarif edildiği gibi yok etmek maksadıyla, belirlenen bölgeler olan: Kocaryan’ın 1997 yılında Avrupa’da verdiği demeçlerde bizzat içinde bulunmakla övündüğü soykırımda, 7 bin kisilik nüfusa sahip ve coğrafi konumu itibariyle bölge için önemi fabrika ve Karabağ’daki tek ve çok stratejik hava ulaşımlı bir yerleşim merkezi de olan Hocalı kentini ele geçirmek için, 25 Şubat gecesi soykırım gayesiyle harekete geçmistir. Kocaryan’ın bizzat katılımıyla dahil olduğu, Hocalı’nın işgali sonucu sivil, silahsız Türkler; çocuk, kadın, ihtiyar ve genç ayrımı yapılmadan Ermeniler tarafından bir gece içerisinde soykırıma uğratılmıştır.

Ve bir çoğumuzun defalarca konuşmalarda değindiği gibi, resmi rakamlara göre, o gece – 613 kisi, bunlardan 83’ü çocuk, 106’sı kadın – çeşitli şekilde işkence yapılarak soykırıma uğratılmıştır. Ayrıca, bunlardan 487 kisi ağır yaralanmış ve 1275 kisi ise rehin alınmıştır. 156 çocuk ise ailesinin soykırımda tamamını kaybederek öksüz kalmıştır. Kendisi de Karabağlı olan ve Karabağ üzerine önemli eserleri bulunan, Türk tarihçi ve şu anda Azerbaycan Parlementosu’nda Karabağ eski Milletvekili Havva Memmedova’nın verdiği verilerden yararlanılarak, Haziran 2005 yılında Hollanda Avrasya Türk Kadınlar Birliği Başkanı Fatma Aktaş hanımın Hollanda Parlamentosu’na Türk Soykırımları ile ilgili verdiği önerge içinde de yer alan bilgilere göre ise 150’ye yakın Türk kadını hala Ermenilerin elindedir, kayıp diye geçmektedir ve hala haber alınamamaktadır.

Bunun dışında soykırımdan arta kalan şehir nüfusu ise soykırım sırasında hem Azerbaycan Milli Ordusu’na başlı kuvvetler, hem de olanaklar çerçevesinde bölgeye yetişen Türk mukavemet güçlerinin direnişiyle güvenilir bölgelere geçebilmişlerdir. Bu bakımdan hem bilimsel, hem de hukuki olarak meseleye baktığımızda 1992 yılındaki soykırım olaylarını sadece Hocalı olayı olarak değil, genel anlamda Karabağ Türk soykırımı olarak değerlendirmek daha doğrudur.

Karabağ’a atfen Ermeniler 1948 sözleşmesinde tarif edilen ve soykırıma uyan, Karabağ’daki soykırımda kullandıkları metodlarda, özellikle çocukların da içinde bulunduğu Türklerin gözlerini oymuşlar, kafa derisini soymuşlar, hamile kadınların karınlarının yarıldığı ve göğüsleri kesildiği gibi, vücuttaki değişik organları da kesmişler ve koparmışlardır ve bazılarını yakarak, aşarak bazılarını da diri diri toprağa gömerek ve ağır işkenceler yaparak bu soykırım suçunu işlemişlerdir. Bu soykırımı görgü tanığı olan bir Fransız, bir Rus ve bir de soykırımcı Ermeninin kendi yazılı kaynaklarındaki örneklerde de görebiliriz.

Fransız gazeteci Jan iv Yunet’in şu sözleri soykırımı anlamak için önem taşımaktadır:

“Biz, Hocalı faciasının şahidiyiz. Biz Hocalı’yı koruyanların, yüzlerce sivil halkın, kadınların, çocukların, ihtiyarların cesetlerini kendi gözlerimizle gördük. Ermeniler bizim helikopterleri de ateşe tuttukları için video çekimini sona erdiremedik. Lakin yükseklikten gördüklerimiz de yapılan gaddarlığı anlamak için yetiyordu. Bu çok ürpertici bir manzaraydı. 5-6 yaşındaki çocukları, bebekleri, gebe kadınları merhametsizce katleden Ermeni cellatları hiç kimseyle karşılaştırılamazlar.”

Katliamla ilgili olarak Moskovskiy Komsomolets gazetesinde gazetecilik yapan Neftyanoy Sindrom gazetesinde ise şunları yazıyordu:

“Esirler var. Lakin daha onlar yaşamaya yaramıyorlar. Kışın onları sabahleyin yarınayak karın, buzun üzerine çıkarıyorlar. Tepelerinden soğuk su döküyor, başlarında şişe kırıyor, sonra yeniden koğuşlarına salıyorlardı. Asıl işkencelerse zaten bundan sonra başlıyordu. Parmaklarını kapının arasında sıkıştırıyor, bağırttıkça lastik copla dövüyorlardı. Bunların bir çoğu bu işkencelere dayanamayarak deli oluyordu. Bir sonraki köyün işgalinde bir Ermeni’nin bir çocuğu alıp, ikiye böldüğünü gördüm. Sonra çocuğun bedeninin bir parçasıyla annesinin yüzüne ve başına o kadar vurdu ki, evladının kanına bulanan zavallı kadın deli olup, gülmeye başladı.”

“Büyük Ermenistan” projesinin anahtar konumundaki simalarından soykırımcı yazar Zori Balayan 1996 yılında Ermenice yazdığı “Ruhumuzun Canlanması”adlı kitabında kendi yasadığı ve bizzat Karabağ’da tatbikini yaptığı soykırımcılığını şu şekilde yazmaktadır:

“Biz, çete üyesi Haçatur’la zapt edilmiş evlerden birisine girdiğimizde bizim askerlerin 13 yaşında bir Türk çocuğunu pencereye çivilediklerini gördük. Haçatur çocuğun bağırmaması için anasının kesilmiş göğsünü onun ağzına soktu. Sonra ben bu Türk çocuğa onun babalarının bizim çocuklara yaptıklarını yaptım. Onun karnının, başının, göğsünün derisini soydum. Saatime baktım. Çocuk 7 dakika sonra kan kaybından yaşamını yitirdi. Sonra Haçatur çocuğun cesedini doğradı ve köpeklere dağıttı. Akşam ayni şeyi 3 Türk çocuğuna daha yaptık. Kendi halkımın intikamının yüzde 1′ini aldığım için ruhum mutlulukla dolmuştu. Ben her Ermeni vatansever gibi kendi vazifemi yerine getirdim. Hacatur çok terlemişti. Ama ben onun gözlerinde ve diğer kardeslerimin gözlerinde intikam ve güçlü hümanizm mücadelesini gördüm.. Ertesi gün biz kiliseye giderek 1915 yılında ölenlerimiz ve dün yaptığımız olaylardan ruhumuzun temizlenmesi için dua ettik.” demektedir.(s. 260-262)

Bu üç örnekte de görüldüğü gibi, 1948 sözleşmesine göre konuyu ele aldığımızda, Ermenistan yönetici kadrosu tarafından (Karabağ Komitesi üyeleri Koçaryan ve Sarkisyan bizzat için başındadır) ve Karabağ’da planlı, hedefe yönelik ve delilleri olan bir soykırım suçu islediği sözleşmenin 2. maddesindeki tüm şıklara göre sabitleştiği görülmektedir.

Burada yapılması gereken, Azerbaycan’ın veya Birleşmiş Milletler 1948 Soykırımı önleme ve cezalandırma sözleşmesi tarafı olan herhangi bir ülkenin devlet olarak Birleşmis Milletler’e müracaatıyla hukuksal yargılama ve cezalandırma sürecini Karabağ’daki soykırımla ilgili olarak başlatması gerekmektedir.

Ayrıca soykırımcılar, insanlık suçu ve savaş suçundan ve insan hakları ihlallerinden de yargılanmaları içinKarabağ’daki suç işleyenlerin konu ile ilgili uluslararası ve tam yetkili hukuki mercilere de Azerbaycan Devleti ve sözleşmelere taraf olan devletler tarafından başvuru yapılarak suçluların cezalandırılması için sonuç almaya yönelik süreci başlatmaları gerekmektedir.

Ayrıca, dünyanın çeşitli ülkelerinden akademisyen, hukukçuların vs. katılımının sağlanacağı alternatif uluslararası bir konferansın düzenlenerek, konunun her yönüyle sivil toplum çerçevesinde de anlatılması, açıklığa kavuşturulması ve hukuki sürecin işlemesi için uluslararası kamuoyu nezdinde etki yapılması sağlanmalıdır.

Burada dikkat edilmesi gereken, 25 yıldır Azerbaycan’ın topraklarının dörtte biri Ermenistan tarafından işgal altındadır. Bu işgal sürecinde Ermenistan tarafından Azerbaycan Türklerine karşı soykırım, savaş, insanlık suçları ve barışa karşı savaş suçları işlenmiştir. Burada yapılması gereken, hukuki, diplomatik merhaleyi harekete geçirip gerekirse ortam yaratarak Azerbaycan topraklarını askeri harekatla kurtarmaktır. Bu yapılmaz ise, acılardan Karabağ üzerinden, soykırım kurbanları üzerinden bir “Ermeni Hastalığı” dediğimiz kimlik yaratılmaya,  endüstrisi yaratılmaya, birilerinin Hocalı veya Karabağ üzerinden bulundukları konumlarını korumasına, mevki ve kariyer kazanmasına ve Karabağ’da dahil olmak üzere Azerbaycan halkını sanki bir iş yapılıyormuş gibi, bir belediyenin veya meclisin Hocalı soykırımı tanıdı diyerek yan gelip yatırmaya, Soykırım kurbanları endüstrisi üzerinden maddi menfaat sağlamaya, duygu sömürüsü ile Karabağlı’ları maddi, siyasi ve manevi baskı altında tutmaya,  ve aldatmaya yarayacaktır.

25 yıllık sürece baktığımız zaman, esasında kazanılan bir şey yoktur. Ne bir Azerbaycan toprağı kurtarılmış nede Karabağ’lı Türklerin acıları azalmış ve nede Karabağ’lı Türkler yerleşim yerlerine geri dönmüştür. Ortada orada-burada dolanan bir takım insanlar Karabağ soykırımı üzerinden “Ermeni Hastalığı” denilen acılardan kendilerine statü edinmiştir. Tekrar ediyorum: yapılacak olan hukuki, diplomatik ve askeri çözümdür.”

Avrupa Türk Gazetesi © ÖZEL HABER
YASAL UYARI: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Avrupa Türk Gazetesi'ne aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Enter Captcha Here : *

Reload Image

istanbul escort