Reklam
Avrupa Türk Gazetesi

Hoşgörümüzü nerede, ne zaman bıraktık?

Avrupalı Türklerin sesi AVRUPA TÜRK GAZETESİ yazarı Hatice Kalinda Sezer yazdı.

Hatice Kalinda Sezer

Hatice Kalinda Sezer

Yaşam koçu, terapist, Avrupa Türk Gazetesi yazarı | Hatice Kalinda Sezer kimdir?

Merhaba sevgili okurlarım özel sebeplerden dolayı uzun zamandır ayrı kaldık farkındasınızdır ama gördüğünüz gibi yeniden birlikteyiz.
Günlerce sosyal medya,tv,gazete ve dergilerde insanların hoşgörüsüz açıklamalarına tanık oldum ve bu kahreden tanıklık maalesef ki hala devam ediyor.Evet, hoşgörümüzü nerede ve ne zaman kaybettik konusunu seçtim bu hafta da.
Türkiye’den yeni döndüm ve oradayken insanlar arasındaki o anlamsız kutuplaşmaya şahit oldum pek tabii kaynağı olan hoşgörüsüzlüğe…
Toplumu saran bu hoşgörüsüzlüğü açıkçası çok tehlikeli buluyorum.Neden mi?
Bir haftadır facebook’ta, twitter’da, instagram’da bir resim dolaşıyor: İki genç adam (adam diyorum çünkü 18 yaşını geçmiş her erkek çocuğunu adam yerine koyuyorlar ülkemde) köpeğin kulaklarını mı kesmişler ne, resme dikkatlice bakamadım açıkçası.Sayfamda sürekli bu resmi görüyorum, paylaşan herkes de bu çocuklara lanet okuyor, onların köpeğe yaptıkları aynı işkenceyi kendileri de bu çocuklara yapmak istiyor, onları linç etmek istiyorlar. Gebersinler diyerek lanet okuyanlar,müebbet hapse mahkum edenler, kesmek,öldürmek,idam isteyenler ve bunun gibi daha pek çok acımasız ölüm senaryosu yazanlar…
Açıkçası bu yazılanları okurken kanım dondu, bunu yazanlarınsa çoğunluğunun kadın olması da beni ayrıca daha çok üzdü.Erkekleri anlayabiliyorum onlar bizden farklılar, daha kısasa kısasçıdırlar ama biz kadınız. Kadın demek, şefkat demek,kadın demek, sarıp sarmalayan, koruyan demek,kadın demek empati yapabilme demek,kadın demek sevgi demek,kadın demek hoşgörü demek ama maalesef ben bunların hiçbirini göremiyorum artık baktığım pek çok kişide.
Toplumca bir linç etme, idama mahkum etme, asma, kesme isteği var pek çoğumuzda. Yazık çok yazık! İnsanlık tuhaf ve amansız bir hastalığa yakalanmış, sürükleniyor sanki…
Ben, o iki gencin yaptığını tabii ki savunmuyorum. Doğrusu sorunun kaynağını bulmak ki bu ve buna benzer olaylar yaşanmasın kalıcı çözümlere ulaşmak kolay olsun. O çocukları o hale getiren koşullarla ilgileniyorum.Ne demek bir canlıyı kesmek ,ne demek bir canlıya hele de kendini savunamayacak bir canlıya zarar vermek.İnsanlık dışı öyle değil mi?
Yoksa alıştık mı bu durumlara? Haber yayınlarında, Allah adına baş kesenler,din için insanları katledenler,farklı görüşlerde ve mezheplerde oldukları için birbirlerini öldürmek isteyenler, tecavüze uğrayıp öldürülen çocuklar… Ya ne demeli mecliste kadınların birbirlerine saldırmalarına?
Evet, eril ve dişil enerjisini dengeleyemeyen her insan yıkıma gider ne yazık ki. Bunları sürekli duya duya normal mi geliyor artık bize.Bunlarla birlikte hoşgörümüzü mü kaybettik ?Ne ara bu kadar acımasız ve anlayışsız olduk birbirimize karşı?
Kendine saygısı olmayan bir insan başka canlılara nasıl saygı duyabilir? Kendini sevmeyen bir insan kendinden başka varlıklara nasıl sevgi duyabilir…
İşte diyorum ki o çocukları o hale getiren neydi ki ?
Çocuklar iyiyi de kötüyü de bilmezler.Ebebeynleri onlara ne verirse onlar da onu alır.Bir söz duymuştum”Siz çocuğa iyi huylar verin,o büyüdüğü zaman onları terk etmez.” diye. Çok doğru bir söz,ne ekersen onu biçersin. Nefret ektiğin yerden sevgi biçmeye çalışamazsın haliyle.Çocuklar kötülükleri ve kötü alışkanlıkları daha çok aile içinde duyarak veya görerek ya da ekranlardan izleyerek edinir. Annesi babası tarafından sürekli dayak yiyen bir çocuğun sevgi pıtırcığı olmasını bekleyemeyiz.Demek istediğim koşulların çocuklarımızı ne hale getirdiği!
İşte tüm bunların göz önünde bulundurulmadan o vahşi eylemi yapan çocukların asılmak kesilmek istenmesine anlam veremiyorum.Neden hiç kimse de o çocuklar için üzülmüyor da sadece köpeğe odaklanıyor? Köpeğe acındığı kadar çocuklara da acınmalıdır.Bu açıklamalarımdan sonra hayvan hakları savunucuları topa tutabilirler beni.Ama altını çizerek belirtiyorum ki yapılanı doğru bulmuyorum bu yürek parçalayan eylemin hiçbir haklı yanı olamaz.Ancak şu bir gerçek ki çocuklar da boyunlarına ip geçirilip de sallandırılmak yerine tedavi edilmeli, yok edici değil var edici bir yaşama döndürülmeli.
Sen, ben , onlar… Hoşgörü ve sevgi saygı temelli anlayışımızı kaybedersek; çocuklarımızın yanında hoşumuza gitmeyen bir tablo ile karşılaştığımızda nefretle hareket edip ölüm tehditleri savurursak ya da trafikte giderken küfürler havada uçar o da yetmezmiş gibi aşağı inip diğer sürücünün ağzını burnunu kırarsak çocuklarımız da bu ve buna benzer tutumların normal ve doğal olduğunu düşünerek büyürler.
Huzurlu,sağlıklı bir toplumun devamı için insani değerlerin kazandırılarak büyütülmesi gerekir çocuklarımızın.
Bizler yaşamımızı sevgi ile sürdürürsek, sevginin olduğu yerde şiddet olamaz.Sevginin olduğu hiçbir yere kötülük tohumları atılamaz.Bizim yaratılış hamurumuz sevgidir.
Aslında ruhani boyutta kurban ya da fail yoktur.İyi insan kötü insan diye de bir şey yoktur.Tanrı yalnızca mükemmellik yaratmıştır.Mükemmel olan mükemmelliği yaratır.Bununla birlikte her ruh saf,temiz ve güzeldir.İşte biz dünyada bu bedenlenmiş halimizle bunu unutuyoruz.Tanrı’nın mükemmel yarattığı varlıklar kötü diye adlandırdığımız şeyler yaparlar,ancak hayatta olan, meydana gelen ve gelecek olan da mükemmel bir nedenden dolayı olur.Tanrı’nın dünyasında yaşanılan hiçbir şey kötü değildir ve hiçbir şeyde rastlantı,tesadüf eseri yoktur.Hiç kimse bizlere sunacağı bir ders,hediye olmadan dünyamıza gelmez.
Türkiye toplumsal olarak büyük bir sınavdan geçiyor,birbirimizden ayrı değiliz,biz “BİRİZ” bizi ve dünyayı ayakta tutan şey “sevgi”dir.Şimdi içimizi karartmadan beddua ve lanet okumadan,içimizdeki nefret ve birbirimizden ayrı olma duygularını atarak sevgi,kardeşlik,saygı,hoşgörü,BİR olma bilincinde olmalıyız.İş kendimizi sevmekten ve affetmekten geçer. Kalbimize sevgi tohumları ekelim, birlik ve beraberlik içinde yaşayalım; olaylara,kişilere nefretle değil sevgiyle,hoşgörüyle yaklaşalım,ikilik, sen ben duygusuyla değil biz olarak bakmalıyız yaşanılanlara.
Biliyorum çok zor zamanlardan geçiyoruz dört yanımız ateşle çevrilmiş ama biz akrep misali kendimizi sokmadan bu ateşi sevgiyle söndürmeliyiz.Mevlana ne demiş ”Hepimizin içinde hem aydınlık,hem de karanlık bir yan vardır.Önemli olan hangisini seçtiğimizdir.Bizi biz yapan budur”.Şimdi seçim zamanı sevgi mi,nefret mi?Bizi biz yapanı bulmalıyız ve içimizde en karanlık,en derin yerlerde bile olsa onu bulup oradan çıkarmalıyız.
Yazımı yine güzel bir sözle bitirmek istiyorum. “En karanlık günlerde bile umut bulur,aydınlık günleri düşünürüm,ben evreni yargılamam”.
Dalai Lama
Sevgide kalın.Coşkuda kalın.Hoşgörüde kalın.Saygıda kalın.Aşkla kalın…

Hatice Kalinda Sezer – Avrupa Türk Gazetesi yazarı
Avrupa Türk Gazetesi © GAZETEMİZİN YAZARI

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Enter Captcha Here : *

Reload Image

istanbul escort